 |
devrim
apaçık bir meydan okuyuştan geldik. geldik bugüne, şarkılar sabahına. alnımız ak.
tarih kadar uzun bir yürüyüşten geldik. o günden yazdık güncesine kalbimizin.
aşkla ayaklanışı sınadık ateşle, sınandık yenilgi ve zaferde. saklımız yok.
çıktık dağlara bir düş sıcağında, sesine kavuşan ırmak akışında.
aktık vardiyalara, alanlara. aktık o ihtilal ırmağına.
ah etmeden sığdık ölüm çığlığına.
çığlıklardan geldik bu ay tutulmasına.
geldik ve yer açın dedik alanlara, sıra dağlara.
ey sağır gök, yırtıl karanlığından!.
ey uçurum karanlığı gece, yırtıl!.
yırtıl ve yer aç şarkımızın sabahına!.
ay düşer gecesine munzur'un, parçalanır.
magmasında bir halkın çığlığı yanar.
ve rüzgara dağılan kuşlar birikir koyaklarda.
sıra sıra bir dağ kanıyorken geldik o sonsuz kekik kokusuna.
dorukları şimdi kan ile boran munzur’a..
menekşe sabahların yurduna geldik,
turnaların semahı; munzur dağlarına.
sonrası haydaran'dı bu dağların tarihi.
dağlara, durmadan dağlara çıkmaktı.
kan ile yangındı devran.
"bra serbaba waxte merdayno" demekti yeni baştan.
süngülenmekti göğsünün güneş kokan yerinden.
onar yüzer ateşe verilmek, aah etmeden yanmaktı.
ağaç kökü yemek, gözyaşını unutmaktı.
top ateşiyle parçalanmaktı mağaralarda.
yenilmek, durmadan yenilmekti.
ama "dersim" diyebilmekti yine de.
dağ dağ vuruluyorken o dağ çocukları,
dağ dağ kanıyor şimdi munzur ırmağı.
ama ay düşüyor yine yarasına munzur’un.
ahını taşıyorken tarihten kovulmuşların,
bir meri keklik, "varsın; yok saysınlar" diyor; "bu kekik kokusunu"
biz ki öğrendik; yürüdüğü yere varır insan.
ve avunmasın dedik ağrımız.
alnımız ak.
daha söyleşeceğız, tetik dursun kalbimiz..
daha söyleşeceğiz, tetik dursun kalbimiz..
|